Ana Sayfa
Özgeçmişi
Aldığı Ödüller
Konuşmaları
Şiirleri
Videolar
Fotoğraf Albümü
GÖR PROJESi
Bağlantılar
Avrupa Türk Birliği
Şefik Kantar / Söz bitti... Umutlar tükendi... Yürekler dondu...

Muhsin Başkan...
Muhsin Başkan'ın 12 Eylül rejimi dönemiyle Mamak zindanlarında başlayan üşümesi, garip bir Mart akşamında Keş Dağı'nın doruklarında donmaya dönüştü. Çok sevdiği Anadolu'nun sarp, yalçın, ulaşılmaz, hırçın doruklarında, karın, tipinin ve sisin çevrelediği kaçışı olmayan bir tuzakta kendisini adadığı Yüce Allah'a ulaştı.
Dondurucu karın soğuttuğu bedenini, artık bu dünyada kendisini sevenlerin gönlü, öteki alemde Yüce Allah'ın mutlak şefkati, Yüce Peygamberin sonsuz şefaati ısıtıyor. Allah'a, İslam'a, vatana, millete, bayrağa mutlak sevgi ve bağlılığının, bu değerler için tereddütsüz mücadelesinin neticesinde; daha önce eriştiği Hz. Yusuf, Hz. Eyüp makamlarına ilaveten şehitler makamına ulaşıyor, Hz. Muhammed'in 'ağuşuna' kavuşuyor. Bizler, onu kaybettiğimiz için acı gözyaşları dökerken, Bedir'in, Uhud'un ve diğer kutlu savaşların şehitleri onu yanlarında gördükleri için sevinç gözyaşları dökmekteler.
O, Türk-İslam Ülküsü'nün eşsiz bir savaşçısı, Türk-İslam ülkücülerinin Muhsin Başkanı idi. Anadolu'nun bağrında başlayan, Büyük Türk Milleti'nin bağrında devam eden mücadelesi, İlayı Kelimetullah davasını yeni hedeflere, yeni merhalelere taşıdı.
Ocak, Mamak, Vakıf ve Parti merhalelerinden geçen siyasi kavgasının her döneminde, karşılıksız bir adanmışlık duygusu içerisinde, milli ve manevi değerlerin yücelmesi, millet ve memleketin bekası için kendi varlığını ve geleceğini feda edebilmeyi hayat düsturu olarak gördü.
O, her zaman değişik bir ülkücü, değişik bir siyasetçi, değişik bir başkan oldu. O daima, büyük bir davanın büyük bir yolun dümdüz bir takipçisi, katıksız, temiz bir ülkünün saf ve sade lideri oldu.
Ana kucağı, baba ocağından başlayan karizmatik liderliği tüm ömrü boyunca devam etti. Çevresinde ve okulda daima tabii önderdi. Türk'ün mücadele tarihinin en şerefli sayfalarından Ülkü Ocakları'nda 'Muhsin Başkan' oldu. Tarihimizin en netameli döneminde müthiş bir önderlik, eşsiz bir kararlılıkla kitlelerin usta yönlendiricisi oldu. Cesareti, mertliği, ataklığı, soğukkanlılığı ile örnek bir liderlik sergiledi.
Kader onu, karanlık mahfillerin marifetiyle Mamak'a yönlendirdi, işkence kafesleri, işkence hücreleri onu teslim alamadı. Karıştır-barıştır uygulamalarını sahneleyen odaklar, onun kafasını karıştırmayı başaramadılar. Şartlar ne olursa olsun ülküsüne ve ülküdaşlarına sahip çıktı. Çizgisinden bir milim sapmadı. Zalimlerin önünde diz çökmedi. Üşüdü ama eğilmedi, soğuk hücrelere teslim olmadı. 7,5 yıllık zindan hayatı onu yok edemedi. Zalimler tüm adaletsizliklerine ve insanlık dışı uygulamalarına rağmen Muhsin Başkan'ı mahkum edemediler; aksine milli vicdan onların karanlık düşüncelerini, planlarını ve eylemlerini mahkum etti.
Vakıf dönemi; Ocak'ta yanmış, Mamak'ta pişmiş bir ruhun kendisini Türk-İslam Ülküsü'ne vakfedişinin değişik bir merhalesidir. Bir yandan geçmişin getirdiği yaraların sarılması, diğer yandan geleceğin inşası için sağlam temellerin atılmaya çalışıldığı bu dönem, ülkücü camia açısından sancılı bir zaman dilimiydi. Kimilerinin ülkülerinden, kimilerinin ilkelerinden vazgeçmekte beis görmedikleri bu dönemde Muhsin Başkan, geçmişin eksiklikleri ve hatalarından ders almak suretiyle dava'yı daha ileri merhalelere taşıma gayretlerinin ön saflarında oldu. Bozgun ve bezginlik havasında olanların çokça zuhur ettiği bu devrede o, birleştirme-bütünleştirme çabalarının merkez üssü idi.
Parti; her idealist Ocak mensubu için, bir yandan mücadelenin olmazsa olmaz bir unsurudur, diğer yandan da tabiatında taşıdığı zafiyetlerden dolayı katlanılması zor bir mücadele aracıdır. İyi bir Ocak'çının iyi bir Parti'ci olması mümkün değildir. Hele Muhsin Başkan'ın hiç mümkün değildir. O, hiç bir zaman Parti'ci olmamıştır, olamamıştır. Muhsin Başkan particiliğin ilkesizliklerle örülü çarkına girmemek, ülkücü siyaset anlayışına klasik Türkiye gelenekleri dışında bir anlam yüklemek için Parti'yi Ocak'laştırmıştır.
Parti'yi Ocak gibi görme arzusu ile siyaseti zamanın kısa vadeli hesaplarına kurban etmeme kaygusu, Türkeş ile yollarının ayrılmasına sebep olmuştu. O, yıllarca temellerini kendisinin attığı, kurduğu ve yaşattığı Parti'nin sürekli başında olmasına ve resmen Genel Başkan unvanına sahip olmasına rağmen kendisine hiç bir zaman 'Genel Başkanım' denmedi. O hep, Ülkü Ocakları 'nda kendisine verilen unvanla 'Muhsin Başkan' olarak bilindi. Alparslan Türkeş-'e 'başbuğ', Devlet Bahçeli'ye 'abi' unvanını layık gören ülkücü camianın Muhsin Yazıcıoğlu'na layık gördüğü unvan 'başkan'dır.
Kadere kayıtsız şartsız teslimiyetin ya da kaderden kaçmanın mümkün olmayışının tezahürü olarak ilk defa bindiği helikopter onu dünya hayatındaki sona götürdü. İhmal, kasıt,  beceriksizlik gibi gerekçelerle kavga etmenin şu anda hiç bir anlamı yok. Çünkü geriye dönüş yok. O, Hakk'a yürüdü. Ya da Hak onu katına aldı. Layık olduğu mertebeye ulaştırdı.
Bizlere de ibret alınması gereken bir hayat hikayesi armağan etti. Ne kadar ilerlerse ilerlesin, tekniğin kader karşısındaki faydasızlığına şahit olduk. Çağ atlayan Türkiye, ona üç günde zor ulaştı.
Onun vefatıyla, siyasetteki kuru gürültünün, kavganın, ihtirasın anlamsızlığını bir kez daha hatırladık. Kavga gürültü devam eden mahalli seçim kampanyaları durduruldu, politika arenasındakiler kısa da olsa bir tefekkür dönemine girdiler. Ve her kesimden siyasetçi onun Türk siyasi hayatında nasıl bir değer olduğunu daha net şekilde görebildi.
Siyaseti, onun inandığı ve hayatı boyunca ortaya koyduğu gibi, dünyevi basit kavgaların üstüne çıkarıp, Allah'ın rızası için millete ve insanlığa hizmet olarak algılayabildiğimiz zaman hem hayatımızın, hem ölümümüzün değişik bir anlam kazandığını göreceğiz.
Allah rahmet eylesin Muhsin Başkan... Mekanın Cennet olsun...


TZG Genel Başkanı
Birlik- Ausgabe 218- Mart 2009

Konuşma Tarihi: Geri Dön
Muhsin YAZICIOĞLU http://www.bbp.org.tr/muhsinyazicioglu