Teşkilatların Dikkatine    -     KADIN KOLLARI WEB SAYFAMIZ YENİLENMİŞTİR    -    
Menüler
GENEL MERKEZ
TEŞKİLATLAR
Ebedi Liderimiz

                                        SON GÜL

 

Onu resimleri dışında karlı, ayazı keskin bir bıçak gibi yüzüme vuran soğuk bir kış akşamında ilk defa görecektim. Güçlükle kopardığım iznimin bir dakikasını bile heba etmeden biraz heyecan biraz endişe ile yola koyuldum.

 

Hayatımda buna benzer  yaşadığım başka heyecan ve endişeler geldi aklıma. Yüreğimde amansız bir sızı duydum . Anlaşılan geçmişin hatırası bedenimi de ruhuma verdiği kadar  yoğun bir acının kıskacı altına  almıştı. Bu defa daha öncekiler gibi olmasını istemiyor ve aynı hüsranı yaşamamak için dua ediyordum.

 

Toplantının yapılacağı salona doğru yaklaştıkça adımlarım sıklaşıyor, nabzım hızla artıyor, midem ardı ardına kasılıyordu. Neredeyse etrafımdakilerin duyabileceği bir sesle ‘Allahım ! Lütfen bu defa farklı bir şey olsun…’ diyerek salona koştum. Hayır geç kalmamış üstelik tam zamanında gelmiştim. İnsanlar yeni yeni kendilerine ayrılan yerlere oturuyor ve bir taraftan da tanıdık birilerini görebilmek ümidiyle etraflarını süzüyorlardı. Sunucu yavaş yavaş mikrofona yaklaşırken  uzun zamandan beri birbirlerini göremeyen dostların muhabbeti bir süre daha uğultuyla devam etti. Açılış konuşmasını yapacak ismin anonsu ile son fısıldaşmalar da kayboldu ve ortamı ne almak  istediğini bilerek gelmiş  insanların huzurlu sükûneti kapladı.

 

Salonu dolduran onlarca insanın koltuklarına sanki huzursuzmuş gibi yaslanmadan ilişerek oturmaları her nedense aynı endişeleri paylaştığımıza inandırdı beni. Sanki hepimiz geçmişte aynı hüsranları yaşamış, kapıdan girmeden aynı duaları etmiş, beklediğimizi bulamamak endişesiyle koltuklarımıza eğreti bir biçimde  ilişivermiştik.Yaşanması muhtemel yeni bir sükûtu hayale karşı son gücümüzü kullanmak, hiç değilse bu ortamı bir daha dönmemecesine terk etmek ve başka bir kimlikte kaybolmak ister gibiydik. İşte sırtımızı yaslayıp şöyle rahat bir nefes alarak oturamadığımız bundandı. On dakika içinde etrafımdaki bütün insanları kendi iç dünyamda sınıflandırmış üstelik onların adına fikirler yürütmüş, kararlar vermiştim.

 

 Beklenen an geldiğinde nefesler tutulurcasına bir sessizlikle herkes dikkatini  kürsüye davet edilen konuşmacıya vermişti. Sanki bütün dinleyiciler içimde kopan fırtınayı bir ucundan tutup dalga dalga sükûtun üstüne serpmekteydi. Kara yağız, 35-40 yaşlarında, gülümsemediği halde sanki yüzünde bir önceki gülüşünden esintiler taşıyan , hem sert hem de yumuşak tabir edilebilecek bakışlarla salonu selamlayan, çoğumuzun gazete küpürlerinden tanıdığı adam şimdi karşımızdaydı.Yaşadığı acıların  verdiği olgunluk, yüzündeki bütün çizgilerde içten içe vakara dönüşmüş ve alnında inandığı değerlerden taviz vermeyen insanlara mahsus bir aydınlık vardı.Tane tane, her kesimden insanın anlayabileceği konuşmaları ve sakin ses tonuyla sanki   yıllardan beri içimizde biriktirdiğimiz ama bir türlü anlamlı birer cümle haline getiremediğiz  bize ait kelimeleri birer  birer fikre dönüştürüyordu. Kimi gözyaşları kimi başla onaylanan bu sohbetten herkesin kendi payına düşen hazzı aldığını hissediyordum.Yarım saat öncesine kadar birbirini tanımayan onlarca kişi şimdi tek yürek, tek nefes olmuştu. Kelimeleri cümlelerini,cümleleri fikirlerini, fikirleri kimliklerini ve kimlikleri muhatabı olan yürekleri bulmuştu.

 

Programın sonunda kendine ve sevdiklerine güvenen insanların karşılaşan  ışıklı bakışları ve yüzlere yayılan gülümsemeler derin bir huzurla kucaklaşıyordu. Çünkü bir çoğunun kimliğinin oluşmasında yaşamı ve fikirleriyle derin tesirler bırakan insan umduğu gibi hatta daha fazlası çıkmıştı. Bu defa   ben de dahil bir çok insanın her an kullanıma hazır gizliden gizliye içinde beslediği hüsrana, hayal kırıklığına yer  yoktu. Gözlerimde  aradığını bulmuş olmaktan mest, karşıdan bakanın hemen anlayabileceği çok şaşkın bakışlarla etrafı süzüyordum.

 

Daha sonra onunla muhtelif nedenlerle muhtelif yerlerde karşılaştık. Zaman oldu ailemden bir birey, bir ağabey, zaman oldu fikrine, tecrübesine ihtiyaç duyduğum müşfik bir lider oldu benim için. Hatta dik duruşu ve sağlam karakteri ile  ilk andan son ana kadar  onun hakkındaki düşüncelerimde yanılmadığımı gördüm. Biraz da isteksiz katıldığım bir  bayram programında her zaman olduğu gibi yaptığı konuşmalarıyla içimde sönmeye yüz tutmuş duyguları yeniden alevlendirmişti. Ne yazık ki bu onu son görüşüm oldu..

 

İl dışında görevli olduğum bir ilkbahar akşamında arkadaşımdan gelen bir telefon, günlerce süren ümitli bekleyiş ve ardından ölüm haberi… Fikirlerinin karşısında olanları bile derinden sarsmıştı bu haber. Çünkü herkes onun yaşamı boyunca sergilediği tavırlarıyla üstün  seciyelere sahip bir fikir adamı , sembol bir insan olduğunun farkındaydı. Bu yüzden olsa gerek defnedileceği gün başkentin caddeleri, sokak araları daha önce görmediği mahşeri bir kalabalığa tanık olmuştu. Birbirini tanımayan , farklı ilçelerden, illerden ve hatta ülkelerden gelen binlerce insan  gözyaşları içinde , aynı samimiyetle onun için dua ediyordu. Kadınlar, erkekler tek beden , tek ruh halinde yürüyor, böylesi bir kalabalıkta olabilecek ne bir yankesicilik, ne bir taciz akıllara geliyordu. Çoğumuzun şaşkınlıktan çantalarının ağzı bile kapalı değildi.Günlerce süren yorgun bekleyişin ardından umutların bir bir sönmesi, yapılan yolculuk , üzüntü… Derken bîtap düşmüş olan  kalabalık birbirlerini daha önce  tanımadıkları  ve belki de bir daha hiç görmeyecekleri halde kucaklıyor ve paylaştıkları ortak acıda destekliyorlardı. Simit ve poğaça tablaları boşalıyor, herkes diğer insanlara ikramda bulunuyor, genç bayanlar evlerinden yapıp getirdikleri kurabiyeleri tanımadıkları insanlara ikram ediyorlardı.Yaşlı bir adam kalabalığın içinde elinde su şişesi taşıyan bir kadına babacan bir sesle ‘ Kızım çok susadım hele suyu bana  ver’ diyor ve kadın henüz dudaklarına götürmek üzere olduğu su şişesini hiç tereddüt etmeden adama uzatıyor…

 

En içten duaların, en  mukaddes duyguların atmosferiyle kuşatılmış bu ortamda  boğazımda düğümlenen acı nihayet  gözyaşlarımda azat oldu. Kendine inananları hiç hüsrana uğratmamış bu sembol insan yıllar önce kıyılan bir neslin, hasat edilen bir gül bahçesinin bana göre son neferi, son  gülü idi. Artık böylesi dik duruşlar, böylesi inanışlar son bulmuş, hayata dair sevebileceğim ne kadar onurlu davranış varsa yok olmuş  ve giderken  de içimde cesaret ve azme dair her şeyi alıp götürmüş sanıyordum. Bedenim ve ruhum içi boşaltılmış kof bir kabuğa dönmüştü. O gün bütün bu usanmışlıkların yeniden kararlı bir duruşa zemin hazırlayabileceğini tahmin etmem zordu. Fakat her ne olursa olsun isminin anıldığı her ortamda binlerce insan gibi benim de yıllarca içim sızlayacaktı.

 

Farklı zaman ve  mekanlarda  şahit olmuştum ki; o koltuğuna sırtını yaslayarak oturanlardan değildi.Tıpkı  onu ilk tanıdığım gün kendisini dinlemeye gelen insanlar  gibi ilişerek oturuyordu. Yıllar önce kendi kendime sorduğum sorunun cevabını şimdi bulduğumu sanıyorum. Bazı insanların  yayılmadan ilişerek oturması nezaket ve tevâzuun göstergesidir. Bu öyle bir nezakettir ki hanımlara özgü estetik bir zerâfet oluşturur ve bu öyle bir tevâzudur ki, inanan mütevazı bir bedenin  çevresindeki insanlara  hayata dair hiçbir şeyi sahiplenmediği mesajını verir…

                                                                          23.12.2009

                                                                Berrin Müzeyyen Alpay

Büyük Birlik Partisi Kadın Kolları